13 Mart 2012 Salı
17 Şubat 2012 Cuma
"karpuzlu sakız"
Hayatın sıradanlaştığı her şeyin siyah-beyaz göründüğü hayallerimin tuzla buz olduğu anda duygularımın orta yerinde beklentilerin ötesinde gülümsemen beni benden alıp harikalar diyarına götürüyor sanki. bunu nasıl beceriyorsun anlamıyorum ama bir şekilde yapıyorsun işte "karpuzlu sakız" :)
kuş uçmaz kervan geçmez bu düşünce çölüne dalıııp gidiyorum. Kimi kendi çemberimde dolanıp duruyorum. Ama yine de hedeflerimi başarmak için elimden geleni yapıyorum -bu konuda emeği geçen tüm kalplere teşekkürlerimi iletiyorum-.
Evet bazen "aslında bir şey söyleyecek olup sonra araya gülümseme sıkıştırıyorum" . dediğim gibi her zamn değil bazı anlarda oluyor ve böyle anların büyülü olduğuna inanıyorum. Çünkü onca şey kesinlikle rastlantı olamaz ve istek de çok önemli tabii ki. Hele istediğim şeylerin tek tek gerçekleştiğini görmek beni bazen sevinç göz yaşlarına bile tutabiliyor. ASLINDA HER ŞEY: bize bağlı. Şebnem Ferah'ın çok sevdiğim bir şarkı sözü "Artık eminim her şey içimde filizlenir istersem büyüyor bakmazsam çürüyor." bu cümle benim için bir çok şeyi özetliyor . Karpuzlu sakızımı çiğnerken aklımdaki soru işaretlerinden bir tanesi: peki öyleyse neden başımıza kötü şeyler geliyor moralimiz bozuluyor ağlamaklı günlerimiz aylarımız geçip gidiyor neden o anlarımızı mutluluk şekeriyle tatlandırıp gülümseyemiyoruz..?? ben bu soruyu her düşündüğümde bir cevap buluyorum. sonra o cevabın antitezini yaşıyorum malesef o yüzden cevabını sen değerli okuyucuma bırakıyorum yorum olarak gönderirsen "sen" çok mutlu olurum. Malesef bugünkü damlanın sonuna geldim daha yapacak bir sürü işim var :( bu dönem çok meşakkatli geçecek gibi görünüyor esen kal! :)
kuş uçmaz kervan geçmez bu düşünce çölüne dalıııp gidiyorum. Kimi kendi çemberimde dolanıp duruyorum. Ama yine de hedeflerimi başarmak için elimden geleni yapıyorum -bu konuda emeği geçen tüm kalplere teşekkürlerimi iletiyorum-.
Evet bazen "aslında bir şey söyleyecek olup sonra araya gülümseme sıkıştırıyorum" . dediğim gibi her zamn değil bazı anlarda oluyor ve böyle anların büyülü olduğuna inanıyorum. Çünkü onca şey kesinlikle rastlantı olamaz ve istek de çok önemli tabii ki. Hele istediğim şeylerin tek tek gerçekleştiğini görmek beni bazen sevinç göz yaşlarına bile tutabiliyor. ASLINDA HER ŞEY: bize bağlı. Şebnem Ferah'ın çok sevdiğim bir şarkı sözü "Artık eminim her şey içimde filizlenir istersem büyüyor bakmazsam çürüyor." bu cümle benim için bir çok şeyi özetliyor . Karpuzlu sakızımı çiğnerken aklımdaki soru işaretlerinden bir tanesi: peki öyleyse neden başımıza kötü şeyler geliyor moralimiz bozuluyor ağlamaklı günlerimiz aylarımız geçip gidiyor neden o anlarımızı mutluluk şekeriyle tatlandırıp gülümseyemiyoruz..?? ben bu soruyu her düşündüğümde bir cevap buluyorum. sonra o cevabın antitezini yaşıyorum malesef o yüzden cevabını sen değerli okuyucuma bırakıyorum yorum olarak gönderirsen "sen" çok mutlu olurum. Malesef bugünkü damlanın sonuna geldim daha yapacak bir sürü işim var :( bu dönem çok meşakkatli geçecek gibi görünüyor esen kal! :)
5 Şubat 2012 Pazar
Ufak Bir Başlangıç
Kalemimin minik dokunuşlarında yeterince samimiyet bulamadığımdan mıdır bilmem bu klavyeye sarılışım sözlerimin bittiği gözlerimin olabildiğine görebildiği her yerdeyim. Sözlerimin bitmesi söyleyecek hiçbir şeyim olmadığından değil dile getirmeye mecalim kalmadığındandır. Yine de derinlerdeki "sen"den cesaret alıp başlayabildim ya mutluluğa giden adımlarımı sıklaştırdım sayılır.
9 Ocak 2012 Pazartesi
İlk "röpörtaj"ım
“BİR EĞİTİMCİ SADECE OKULDA ALDIĞI
EĞİTİMLE ASLA YETERLİ OLAMAZ”
Dumlupınar
Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği üçüncü sınıf öğrencisi
olan Zeynep ÜNLÜ Isparta’da geçirdiği on yedi yılın ardından Kütahya’da eğitimini
sürdürmektedir.
(İlk sorumun
çok zor olmayacağını anlatan tatlı bir gülümsemeyle başlıyorum :)
—Neden
öğretmenlik mesleğini seçtiniz?
(Bu soruya
zaten hazırlıklıymış gibi hemen dudakları aralanıyor.)
—Öncelikle
lisede sözel bölümü öğrencisiydim. Bu bölümde seçebileceğim en güzel meslek
öğretmenlikti. Ancak sonraki yıllarda edebiyat öğretmeni olmayı hayal etmeye
başladım. Daha sonra öğretmenlerimin yönlendirmeleriyle Türkçe öğretmenliğini
seçtim. (Edebiyat öğretmeni olma hayalinde bir öğretmenin katkısı olup olmadığını
öğrenmek için soruyorum:)
—Eğitim
hayatınız boyunca size bu mesleği sevdiren, örnek aldığınız bir öğretmen oldu
mu?
(Hiç
düşünmeden evet cevabını verdi ve ekledi:)
—Eğitim
hayatım boyunca bana bu mesleği sevdiren bir öğretmenim oldu. O lise 2. Sınıfta
edebiyat öğretmenimizdi. Onu çok seviyordum çok ideal bir öğretmendi.
Öğrencilerine çok değer veriyordu. Bireysel olarak ilgileniyordu, bizi yanına
çağırıyordu, ilgi alanlarımıza göre kitaplar veriyordu. Hocamın dikkatimi çeken
yönü girdiği ilk derste isimlerimizi öğrenmesiydi. İkinci derse girdiğinde
“Zeynep” diye hitap etmesi beni çok etkilemişti. Bize değer verdiğini
gösteriyordu. Soruları sorayım çocuklar yapamasın düşüncesinde değildi. Hem dersi
çok iyi anlatırdı hem de soruları çok kaliteliydi.(cevabından edebiyat
öğretmenini ideal öğretmen olarak gördüğünü anlıyorum)
—Peki,
ideal öğretmen edebiyat öğretmeniniz gibi mi olmalı?
—Evet benim
için o zaman ideal öğretmen edebiyat öğretmenimdi. Fakat şimdi ideal öğretmen
bakışıma yeni şeyler kattım. Benim için ideal öğretmen “Her çocuk özeldir”
yaklaşımıyla öğrencilerle ilgilenen hiçbir öğrenciyi göz ardı etmeyen, çok
kalabalık sınıflarda bile olsa bireysel olarak öğrenciye yaklaşan, sonuçtan
hareketle değil de sonuçların nedenlerine inen öğretmendir. En önemlisi de
öğrencilerini sevmesi bence. (Bir öğretmen adayı olarak kendisi de böyle bir
öğretmen olmak için uğraşıyor mu acaba?)
—Peki,
bu söylediğiniz özelliklere sahip ideal bir öğretmen olabilmek için kendinizi
geliştiriyor musunuz?
(“Evet”
cevabını verirken öğretmen olabilme heyecanını görebiliyordum. Böylesine
istekli bir öğretmen adayı kendini geliştirmek adına neler yapıyordu merak
ettim doğrusu.)
—Geliştirmeye
çalışıyorum. Nerde bir kitap görsem acaba bu kitabı okuduğumda öğrencilere
nasıl katkım olabilir diye düşünüyorum. Öğretmenlik mesleğini, öğrencilerle
ilgilenmeyi, onlara bir şeyler anlatmayı seviyorum. Zorunlu olduğum için değil,
yani sırf ÖSS’de puanım burayı tuttuğunda geldiğim için değil eğitimci olmayı
istediğim ve sevdiğim için buradayım. Ve hakkını vermeyi istiyorum.
—Öğretmenlik
mesleğine ne açıdan bakıyorsunuz? Öğrenciler sizin için ne ifade ediyor? Onlara
birer para gözüyle mi yoksa küçük yaştaki çocuklara yeni ufuklar açmak olarak
mı bakıyorsunuz? Yoksa sadece akademik
bilgiler verip sınıftan ayrılmak mı? Kısacası Öğretmenlik deyince aklınıza ne
geliyor?
(Biraz
duraksıyor ve bu soruma hazırlıksız yakalandığını fark ediyorum.)
—Akademik
bilgiler verip sınıftan çıkmak değil bazen düşünüyorum da tamam para da bir
yere kadar önemli ama daha çok o insanlara verebileceğim bilgiler geliyor
aklıma. Onlara para gözüyle bakmıyorum asla. Ve öğretmenin öğrenciyi keşfetmesi
gerektiğine inanıyorum. Öğrenci, tıpkı içindeki cevheri çıkarmayı bekleyen bir
maden gibidir. Sonra öğretmen onu keşfeder bireysel olarak ilgilenir ve o
öğrencinin gelişmesini sağlar. Başarısız öğrenciler vardır ya hani onlar asla
geliştirilemez falan diyorlar ya ben öyle olduğuna inanmıyorum. Hiç bir zaman
geliştirilemeyecek öğrenci olduğunu düşünmüyorum. Hepsi öğrenebilir ve
başarabilir bence. ( Öğretmenlik mesleği hakkındaki genel görüşlerini aldıktan
sonra bireysel eğitim dönemi hakkında bilgi almak istiyor ve yöneltiyorum
sorularımı: )
—Üçüncü
sınıfı ikinci sınıfa göre değerlendirdiğinizde sizin için nasıl korktuğunuz
kadar var mı?
—Hayır, yok
(Gülümsüyor). Sadece ikinci sınıfta daha fazla akademik bilgi vardı. Üçüncü
sınıfta ise biraz daha öğretmenliğe yönelik bir şeyler var. Kendini öğretmen
gibi hissedebiliyorsun. Hocalarımız hep “öğretmen bakışını yakalayın artık!”
derdi. Üçüncü sınıfta öğretmen bakışını yakalayabiliyorsun.
( Öğretmen
bakışını yakalayabildiğini söyleyince öğretmenliğe hazır olduğunu düşünüyorum.)
—Bir
sene sonra öğretmen olacağınızı düşünmek size ne hissettiriyor? Kendinizi buna
hazır hissediyor musunuz?
( Bu meslek
için ne kadar istekli olduğu gözlerinden okunuyor. Sanki şu kapıdan çıktığında
öğretmen olarak çıkacaksın deseler hemen o an göreve başlayacakmış gibi bir
hali var.)
—Çok mutlu
oluyorum. Evet, kendimi hazır hissediyorum. Niye hissetmeyeyim ki! Ama bazı
konular hariç mesela bir öğrenciyi nasıl değerlendireceğimi tam olarak
bilmiyorum. Bilgiyi verebilirim ama ölçme ve değerlendirme ya da klasik soru
sorduğumda nasıl değerlendirmem gerektiğini henüz bilmiyorum.
—Bu
bölüme ilk geldiğinizde de şimdiki kadar istekli miydiniz öğretmen olmak için,
yoksa öğretmenlik duygusu eğitim aldıkça mı daha belirginleşiyor?
—Evet evet
kesinlikle! Birinci sınıfta zaten hiç öğretmen gibi olmuyorsun. Öğretmenlik
nasıl anlaşılıyor biliyor musun?(ünleminden sonra merakla devamını
bekliyorum.)Mesela bazı hocalarımız bize “buyurun öğretmenim” ya da “siz
söyleyin öğretmenim” gibi öğrenci
olduğumuz halde bir öğretmenmişiz gibi hitap ediyorlar. Sanki o an
öğrencilikten sıyrılıp öğretmen olduğunuzu hissediyorsunuz. “ben öğretmen
olacağım” diye düşünüyorsunuz.( verdiği cevap aklımdaki cevapla hemen hemen
aynı.)
—Bu
bölümde aldığınız eğitimle iyi bir öğretmen olacağınıza inanıyor musunuz?
(“Kesinlikle
hayır” diyen bir yüz ifadesiyle söze başlıyor:)
—İnanmıyorum.
Alınan eğitimle asla iyi bir öğretmen olunmaz. (ne yapılması gerektiğini
soramadan edemiyorum.) Yeni kuşak artık teknoloji öğrencileri oldukları için
bizim aldığımız eğitimle onlara verebileceğimiz çok fazla bir şey yok. Ondan
sonra sen artık kendini yenilemelisin geliştirmelisin. Çocuklarla birlikte sen
de sürekli bilgiler öğrenmelisin. Çünkü biz çok eskiyiz. Yani biz teknolojik
çağı çok fazla tanımıyoruz. Bir öğretmen zaten aldığı eğitimle çok fazla
yeterli olmaz bence. Sürekli kendini güncellemeli, geliştirmeli, çağa ayak
uydurmalı.
—Kendi
öğrencilik yıllarınızda aldığınız eğitim ile sizin ileride öğrencilerinize
vereceğiniz eğitim arsında fark var mı? Ne gibi farklar olacak?
—Var tabi ki,
bir sürü hem de.(Cevabından sonra gülümsüyor ve devam ediyor ) Eğitim sistemi
değişti bir kere, bu çok köklü bir değişim olmasa da eskisi gibi değil. Mesela
önceden geleneksel yaklaşıma göreydi yani öğretmen anlatır, öğrenci dinler,
sonra sınav olur biter, böyleydi. Ama
şimdi biz yapılandırmacı yaklaşıma göre diyoruz ki: “her öğrencinin söylediği
bilgi doğru bilgidir.” Artık daha çok öğrencilere karşı saygı çoğaldı. Bu
eğitim sisteminde öğretmenden çok öğrencinin ön planda olmasının çok iyi.
(cevabını verince bir sonraki soruma da cevap aldığımı fark ediyorum ve biraz
çekinerek sorumu yöneltiyorum:)
—Günümüzde
kullanılan yapılandırmacı eğitim sisteminin faydalı olduğunu düşünüyor musunuz?
(Bu sistemi
destekleyen bir ses tonuyla söze başlıyor:)
—Evet, çok
faydalı olduğunu düşünüyorum. Hatta Hindistan’da eğitim ile ilgili araştırma
yapan Sugata Mitra bir deneyinde bir duvarın içerisine internete bağlı bir
bilgisayar yerleştirilmiş ve çocukların bu bilgisayarı özgürce kullanmalarına izin
verilmiştir. Bu deney göstermiştir ki; kim ya da nerede olurlarsa olsunlar
çocuklar, sokakta ya da oyun alanında verilmiş de olsa, bilgisayarı kendi
kendilerine kullanmayı da bilgiyi aramayı da öğrenebilirler. Yani öğretmen
artık arka planda bir yönlendirici, bir rehber olmalı sadece ve merkezde her
zaman öğrenciler olmalı. Onlar bilgiyi arayıp bulmalı. Çünkü araştırılarak
öğrenilen bilgi her zaman daha akılda kalıcı ve daha faydalıdır.
—Yapılandırıcı
sistem öğretmenin koşullara göre kendini yenilemesini ön görüyor. Siz bu konuda
ne düşünüyorsunuz?
Evet son
derece hak veriyorum. Bence bir öğretmen
bu şekilde olmalı biraz önce de belirttiğim gibi kendini güncellemeli, hiçbir
zaman aynı olmamalı, olumlu yönde sürekli gelişmeli değişmeli, hayatının her
alanında öğrencilere faydalı olmanın yollarını aramalı. Ben de böyle bir
öğretmen olabilmek için elimden geleni yapıyorum okuduğum kitaplarla farklı
bakış açıları geliştirmeye çalışıyorum ve koşullara göre kendini yenilemeyen
bir öğretmenin yeterli bir öğretmen olamayacağına inanıyorum. Yapılandırmacı
sistem kaliteli öğretmen yetiştirmekte etkili olacaktır. Zaten yapılandırmacı
eğitim sistemine göre hareket etmezsek ilerleyemeyiz.
(bu cevabın
tüm öğretmen adaylarına yol gösterici nitelikte olduğunu düşünüyor ve
fakültedeki diğer öğretmen adaylarına bakış açısını merak ediyorum.)
-Fakültede gördüğünüz tüm
öğrencilerin ileride öğretmen olacağına düşünmek size ne hissettiriyor?
Hepsinin iyi birer öğretmen olabileceğini düşünüyor musunuz?
( Soruyu
duyduğunda yüzünde oluşan ifade vereceği cevabın gizli bir habercisi sanki. )
Korkutuyor bu
durum beni.(uzun bir gülüşmeden sonra ) KPSS’ de hepsi önüme geçecek (sözüyle
mizahtan da nasibini alan konuşmamız ciddileşerek devam ediyor) Bu şaka tabii
ki. Ama kendi sınıfıma baktığımda belki bu onların açısından doğru değil ama
hepsinin öğretmen olmasını istemiyorum. Kendimi çok yeterli bulduğum için
değil, bu durum kendini beğenmişlik değil ama o insanların gerçekten öğretmen
olmasını istemiyorum. Sırf bu bölüme puanları yettiği için gelmişler okumuş
olmak için okuyorlar ve de sadece sınavları geçmek derdindeler kendisini
geliştirmek isteyen çok az insan var. Ama insan değişebilir, belki öğretmen
olduktan sonra değişebilirler. (son cümlesinde sanki söylediklerinin ağırlığını
hafifletmek ister gibiydi.)
(Bu samimi
cevabından sonra vedaya hazırlanıyor ve son sorumu yöneltiyorum:)
-Öğretmen
olmak istiyorsunuz bu mesleğin neyi size cazip geldi? Yani öğrencilerle
uğraşmak çok da eğlenceli bir şey olmasa gerek.
-öğrencilerle
ilgilenmek öğretmen olmak güzel ya o tahtaya gidip bir şeyler öğrenme hevesiyle
bakan ışıl ışıl gözlere bilgiler vermek onları hayata, hayatın zorluklarına
hazırlamak çok güzel. Ben bunu bir kere yaşadım yani bir kere ders anlattım çok
güzeldi, çok mutluluk verici bir şey. Umarım bu hiç sönmez. Bu mesleği sevdiğim
için buradayım ve öğrencilerime kaliteli bir öğretmen olmak istiyorum bunu
gerçekleştirmek için elimden geleni yapıyorum. Öğretmen olmayı seviyorum.
( İleride iyi
bir öğretmen olacağı düşüncemi belirtiyor ve bu güzel sohbeti için teşekkür
ediyorum. )
14 Aralık 2011 Çarşamba
Herhangi bir gün: zoraki ama severek
14.12.2011 / Çarşamba
Rüyalarıma son veren o kahredici sesle birlikte gözlerimi
açtım. Rüyalarımın içine ettiği için intikam alırcasına öfkeli bir şekilde
bastım alarmı kapatma tuşuna. O tatlı rüyaya geri dönmek, gözlerimi kapatıp
odaklanmak ve kaldığım yerden devam etmek isterdim ama başaramadım. O çoktan
gitmişti. Yapmam gerekenleri düşününce toparlanıp kitabımı elime aldım. Ama
sayfalar beni alıp götürmüyordu. Çünkü ben hala o tatlı rüyanın etkisindeydim.
Saatin geçmekte olduğunu fark edince kahvaltı edip hazırlandım. Her zamanki
gibi otobüste ayaktaydım. Sıkıcı sabah yolculuğundan sonra hızlı adımlarla
sınıfa yürüdüm. Sınıfta bir farklılık var sanki daha iç açıcı daha ferah bugün.
Kendimi çok dinç ve enerji dolu hissettim. İlk ders tarih. Bilgi dolu bu
dersten sonra koridorda beklediğim arkadaşımdan önce gelen Turan Hoca onu
görmeme engel oldu. Sonra her zaman ki enerji dolu performansıyla derse başladı.
Bugünkü konunun günlük olduğunu söyledi ve bunları yazdım J.
Ödevleri kontrol etmeyi unutur mu hiç! Eğlenceli bir dersin daha sonuna geldik
bir sonraki yazılı anlatım dersinde görüşmek dileğiyle... Sıradaki ders
matematik ama hocamız raporlu olduğu için bugünlük okul bitmişti. Okuldan sonra
her zamankinden farklı olarak Ziraat Bankasının orada indim otobüsten.
Bankadaki işimi halledip yola koyuldum kırtasiyeye gidip resim kursum için
gerekli malzemeleri aldım. Hikaye ve boyama kitaplarını görünce aklıma teyzemin
çocukları Mustafa ile Emir geldi onları çok özlediğimi fark ettim birden.
Oradan çıkıp eve doğru yola koyuldum. Sevinç ve umutlarıyla birlikte yağmur
çiseliyordu. Alışılagelmişliğe baş kaldırarak yağmur damlalarının gözlerime
temas etmesine izin verdim. Kirpiklerimdeki su damlacıkları bana Kütahya’yı
olduğundan farklı gösteriyordu. Eve vardığımda yemeğe davetli olduğumuzu
hatırladım hiç vakit kaybetmeden yola koyulduk. Fakat bu sefer farklıydım.
Çünkü kalabalıktım. Hüzünler, kibirler, kıskançlıklar, ümitler ve kinlerle
birlikte yürüdüm Kutlu Kent Sitesi’ne. Kapıda gülümsemelerle karşılanmak içimi
ısıttı. Zengin bir menü ve lezzetli yemeklerden sonra samimi bir ikram bizi
bekliyordu. Çay ile birlikte tatlı yiyelim tatlı konuşalım dedik. Daha sonra
ise Kütahya’ya özgü şalvar ve üçetekler ile mini bir defileden sonra sohbet
yüzümüzü güldürdü. Veda ettikten sonra
eve dönüş için hazırlandık korku, şaşkınlık ve sıra dışılıklarla..
Eve
varınca yorgunluğu atmak için tabu oynadık. Oyunu bozan öfke oldu ve tabuların
çöpe atılmasıyla ateş koruna su serpildi. Ancak sönmedi. Onları öylece bırakıp
yudumladığımız sıcak çay ve muhabbet kalbimizi ısıttı. Uykumun azizliğine yenik
düşerek rüya aleminde buldum kendimi…
1 Aralık 2011 Perşembe
Bu şekilde bir şey..
KÖY ÖĞRETMENLERİNİN
YAŞADIĞI SORUNLAR
ÖZET
Günümüz
şartlarında köylerde öğretmenlik yapmak birçok sorunu beraberinde
getirmektedir. Bu sorunların temelinde coğrafi koşullar olmakla birlikte köy
halkının olumsuz tepkileri de sayılabilir.
GİRİŞ
Köyde
yaşayacak öğretmenin sıkıntı çekmemesi için problemlere hazırlıklı olması
gerekmektedir. Özellikle de şehirlerden gelen öğretmenler; taşra kentinin aşırı
sıcak ya da aşırı soğuk havalarına dağlık tepelik yollarına ve köyün yerleşim
mekânına alışmakta zorluk çekmektedirler. Şehir merkezine gerçekleştirilen
ulaşımın zorluğu, hatta zaman zaman aşırı kış şartlarının imkânsızlığı
öğretmenin şehirle bağlantısını kopararak kişisel ve sosyal ihtiyaçlarını
karşılamasında sıkıntı yaşamasına sebep olmaktadır.(Bozkırlı,2011)
Köy
öğretmeninin karşılaştığı sorunlardan biri de birleştirilmiş sınıflardır.
Birleştirilmiş sınıflarda öğretim, nüfusu az olan yerleşim birimlerinde
ilköğretimde öğrenim gören öğrenci sayısının azlığı nedeniyle uygulanan bir
öğretim biçimidir.(Köksal,2003) İlköğretim programının tüm hedeflerine ulaşabilmek
güçleşmektedir. Bir sınıfta zorlanan öğretmenler birleştirilmiş sınıflarda daha
çok zorlanmakta ve hedefleri tamamlayamamaktadır. (Akbaşlı,1999) Yönetim
bakımından köy okullarının şartlarını ve yöneticiliğini bilmeyen tecrübesiz
öğretmenlerce yönetilmesi eğitim kalitesini düşürmektedir.(Taşdemir,2000) Bu
gibi sıkıntılardan dolayı öğretmenlerin çoğu köylere gitmeyi istememektedir.
“Üsküp
Darülmualliminin müdürlüğünü yapan böylece öğretmenleri ve taşra hayatını
yakından tanıyan Sabri Cemil, öğretmenlerin köye gitmek istememelerini maaş
azlığı, köy öğretmenliğinin çeşitli zorlukları yanında başka sosyolojik
nedenlerle açıklar : “Köy muallimliğinin gıpta edilecek bir yeri görülmez.
Onlar ekseriya öyle bir halk içinde yaşarlar ki ne tabiatları aynıdır ne
ihtiyaçları ne de arzuları… Ecnebi bir memlekette yaşar gibi olurlar. Bunun
için köylüler kendilerine yabancı nazarıyle bakar. Ve bunu hissettirmekten çok
defa çekinmezler.(Akyüz,1978)
Birleştirilmiş
sınıflı okullarda görev yapan öğretmenlerin karşılaştığı birçok sorun vardır.
Öğretmenlerin mesleğini sevmesi ve severek yapması öğretmenlikle ilgili ilk
duyuşsal hedeftir. Buna rağmen yapılan araştırmalarda ancak %55’nin
mesleklerini isteyerek, diğerlerinin ise tesadüften ve zorunluluktan dolayı
seçtikleri görülmektedir (Yalın, 2002)
SONUÇ VE ÖNERİLER
Öğretmenlik
mesleğini hakkıyla yerine getirmek kolay değildir. Hele ki köyde öğretmenlik
yapmak çok daha zordur. Her yaşantının zorlukları ve olumsuzlukları her daim
vardır. Fakat tüm bu zorluk ve olumsuzluklara karşı kendi prensiplerinden taviz
vermeden, hep daha iyiyi hedefleyerek, köy yaşantısına gömülmeden mesleğini
yerine getirmesi köy halkının ideal standartlar doğrultusunda ilerlemesini
sağlayacaktır. Bu durum ise öğretmenin fikren ve manen huzurlu ve görevini
hakkıyla yerine getirmesinden kaynaklanacak mutluluğu beraberinde getirecektir.
Kaynakça
AKBAŞLIı, S. (1999). Birleştirilmiş
sınıflarda öğretim. Konya: Mikro Yayınları.
AKYÜZ, Y. (1978). Türkiye
'de öğretmenlerin toplumsal değişmedeki etkileri. İstanbul: Doğan
Basımevi.
BOZKIRLI D. (2011) Köyde
öğretmenlik yapmanın öğretmen açısından sıkıntıları ve olumlu yönleri,
http://web.inonu.edu.tr
adresinden alındı.
KÖKSAL, K. (2003). Birleştirilmiş
sınıflarda öğretim. Ankara: Pegema Yayınları.
TAŞDEMİR, M. (2000). Birleştirilmiş
sınıflarda öğretim. Ankara: Ocak Yayınları.
YALIN, M. (2002). İlköğretim birinci kademe öğretmenlerinin
problemleri ve çözüm önerileri.
Eğitim Araştırmaları. 3 (9), 137
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)